28 Şubat ve İrtica Tehdidi

(Kargo Bedava)
(Kargo Bedava)
İlk yorumu sen yaz
Bu ürünle ilgili fikirlerini diğer kullanıcılarla paylaş.
DSACategoryId/60001501/2147483645/1501689/9946/1501681

Amacım, bir aydın hassasiyetiyle ülkemizde yaşanan olumsuzlukları sizlerle paylaşmak, birikim ve tecrübelerden yararlanarak; kutuplaşmaların ve gerilimin önüne geçmeye katkıda bulunmaktır.
Kabul etmek gerekir ki ülkemiz; ideolojik kutuplaşmalardan çok çekmiştir. Türkiye; yetişmiş insan gücü başta olmak üzere üretime, kaliteye, büyümeye özetle ülkemizi muasır medeniyetin ötesine taşıyacak insan veya kadrolardan yeterince yararlanamamaktadır. Dahası neredeyse sistematik bir biçimde oluşturulmuş bu kesimler, bir değer üretmek için harcaması gereken enerjisini, değerini yok etmek için kullanmaktadır. Ve ne yazık ki bu paradoksal çıkmazın aktörleri yaptıkları işle bir değer ürettiklerini zannetmekte ve oluşan bu ters ilişki sürüp gitmektedir.
Samimi inancım odur ki bu husus açıklığa kavuşturulmadığı takdirde Türkiye patinaj yapmaya, kan kaybetmeye tanım yerindeyse devam edecektir.
Bu itibarla ülkemizdeki çatışma eksenlerinin, gerilime neden olan hususların entelektüel ve akademik düzeyde tartışılmasında zorunluluk var diye düşünüyorum. Bu kitabın hazırlanmasında ve yayınlanmasında birinci amaç bu hususa katkı sağlamaktır. Bu niyetle;
- Din–Siyaset
- Din–Devlet
- Din–Laiklik gibi temel konuların yukarıda ifade ettiğim düzeyde ama cesaret gösterilerek tartışılmasında yarar vardır.
Bilgi birikimim ve Türkiye pratiğindeki tecrübelerden yaralanarak bu tartışmayı tetiklemek istedim.
Çok partili dönem ve özellikle son otuzbeş yıllık pratik göstermiştir ki din siyasetin faaliyet alanı olarak görülünce, başta dindarlar olmak üzere bu eksende siyaset öngörenler ve bu siyasi hareketi oylarıyla destekleyenler sürekli bedel ödemektedirler. Kabul etmek gerekir ki siyasi faaliyet bedel ödemek veya ödetmek için değil, hizmet etmek için öngörülmelidir. Keza bedel ödeyenler yukarıda ifade edilenlerle sınırlı kalmamakta bütünüyle ülkemiz ve insanlarımız da bedel ödemektedir.
Gerekçe ne olursa olsun ülkeye ve topluma hiç kimsenin bedel ödetmeye hakkı yoktur. Ülkemiz bu girdaptan kurtuldukça veya kurtarıldıkça sıçrama yapacak ve gerçek huzuru ve büyümeyi yakalayacaktır.
Dinin siyasetin faaliyet alanı olarak görülmemesinden başka, devletin de ele geçirilmesi gereken bir organizasyon olarak düşünülmemesi gerekmektedir. Siyasetin devleti ele geçirmenin veya dindarlaştırmanın bir aracı olarak öngörülmememsi gerekir. Siyaset, hangi dini inanç veya felsefi düşünceyle öngörülürse öngörülsün siyasetin nihai ve tek amacı ülkeye ve topluma hizmet olmalıdır.
Siyaset kurumlarıyla devlet çatışma halinde olunca güçlü olan devlet kendisine karşı olduğuna inandığı siyasi hareketi bertaraf etmeye çalışmakta ve ülke adeta bir kapatılan partiler mezarlığına dönüşmektedir. Ve gerilim süreklilik arzetmekte. Ve rejim yıpranmaktadır.
Bu kitapla din-siyaset, din-devlet, din-laiklik konularının analiz edilerek dindarlar bakımından olması gerekenlere ışık tutulmaya çalışılmıştır. Bana göre siyasetin faaliyet alanı adalet ve ahlaktır. Kanaatim odur ki din siyasetin faaliyet alanı olarak öngörüldüğü taktirde çatışma sadece devletle o siyasi hareket arasında gibi görünse de inancım odur ki ihtilaf daha derin ve korkutucu boyutlardadır.
Afganistan’daki taliban hareketi ile ülkemizdeki hizbullah vahşetini bu anlamda iyi değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum.
Dini referans aldığınızda yapamayacağınız hiçbir eylem yok demektir. Esasen din hiç bir yanlış eylemin referansı veya aracı olamaz. Çünkü hiç bir ilahi din yanlışa cevaz vermez. Ama ne yazık ki pratik bir çok yanlışla doludur.
Hz. Ali ile Muaviye arasındaki ihtilaf veya devletin bekası denerek tarihte yaşanan kardeş katliamları din adına veya din referans alınarak yapılmıştır.
Korkarım bu geleneksel inanışa göre mesela Refah Partisinde meydana gelen ihtilaf Refah Partisinin geleneksel siyaset anlayışına göre fitnedir ve belki de bu ihtilafı (fitneyi) çıkaranların katli gerekir. Din eksenli siyasetin buralara kadar varan sonuçları olabileceği geçmiş tecrübelerle de sabittir.
Yakın zamanda İstanbul’daki Sinagoga yapılan intihar saldırısında emri verenin kelimeyi şahadet getir ve düğmeye bas demesi korkutucu ve ürkütücü olmakla beraber bir başka çıplak gerçeği ortaya koymaktadır. Bu katliamı gerçekleştirenler kendilerine inandıkları dinin cennet vaadettiğini sanmaktadırlar.
Bu olay bile başlıbaşına göstermektedir ki dini, ideolojilerin veya siyasetin faaliyet alanı veya aracı olarak aldığınızda nerelere varacağınızı kestirmek mümkün olamamaktadır. Ayrıca din; devletin bir niteliği, olarak da alınmaz ve alınmamalıdır. Din insanlar içindir.
Laiklik devletin, din ise insanın niteliğidir. Ve tecrübeler göstermiştir ki devletin laiklik niteliği mutlaka güçlendirilerek yaşatılmalıdır. Herkes bu gerçeği kabul ederse inanıyorum ki uygulamadaki tartışmalar da yerini toplumsal huzura ve barışa bırakacaktır. Ortak payda demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti olmalıdır. Bu kabul kimseyi dinden çıkarmaz. Laikliğin din karşıtlığı veya dizsizlik olmadığı tartışmasızdır. İhtilaf laikliğin din düşmanlığı gibi uygulanmasından ve dinsizlik olarak ele alınmış olmasından kaynaklanmaktadır. Her iki kesimin bu istismarına evrensel nitelikli uygulamalarla son verildiği taktirde tartışma ve ihtilaf da kendiliğinden ortadan kalkacaktır.
Korkarım bu ihtilafı sürdüren ve uygulamalarıyla besleyenler, bir ideolojinin yaşatılması ancak karşıt ideolojinin varlığıyla mümkündür teorik gerçeğinden hareket etmekte ve bu yolla sürdürülen kavgayı ve ihtilafı oya tahvil etmek ve kendi iktidarlarını sürdürmek için kullanmaktadırlar. Kanaatimce artık vatansever herkesin bu bayatlamış ve modası geçmiş oyunun sona erdirilmesi için kafa yorması gerekmektedir.
Artık aydınımızın çatışmayı ve kavgayı öngören kendi ezberini bırakıp, oynanan bu oyunun sona erdirilmesine, çaba göstermesi gerekir. Tabir yerindeyse bu oyuncağın tarafların elinden alınması zamanı gelmiş ve geçmiştir.
Bu bağlamda Sn. başbakanın din endeksli siyasetin yanlışlığına yaptığı vurgu ve merkeze başlattığı yürüyüşünün desteklenmesi ve sağlam zemine oturtulmasında hepimizin yararı ve çıkarı var diye düşünüyorum.
Sn Başbakanın başlattığı bu yolculuğun herkesi inandıracak bir donanımla ve ısrarla sürdürülmesi gerekir. Yakalanan siyasi istikrarın devamı ve güçlü kılınması amaçlanıyorsa ancak bu yolda sürdürülecek ısrarla mümkündür kanaatindeyim.
Sn. başbakan “milli görüş gömleğini çıkardım” beyanında bana göre demek istiyor ki, geçmişte yaptığımız din eksenli siyaset ve laiklik karşıtı siyaset anlayışı yanlıştı. Bana göre bu önemli bir adım. Sn. başbakanın ikinci adımı da atması ve laikliğin devletin niteliği olarak mutlaka korunması ve yaşatılması gerektiğini, Türkiye diğer Müslüman ülkelerden iki adım önde ise bunu demokrasiye ve laikliğe borçlu olduğunu hiç bir tereddüde mahal bırakmayacak bir açıklıkla ve kararlılıkla ifade etmelidir. Ve Sn başbakan bu ve benzeri beyan ve duruşlarıyla geçmişte din eksenli siyasete gönül vermiş kitlelerin dönüşümüne de katkı sağlamalıdır.
Aklı başında hiçbir Müslümanın demokrasiyle ve laiklikle bir probleminin olamayacağını tam bir kararlılıkla ifade ediyorum. Bu tespit ve değerlendirme aydınımız bürokrasi ve medya tarafından yine tam bir kararlılıkla desteklenmelidir. Ülkemizin çıkışı buradadır. Ve Sn. Tayyip Erdoğan’la yakalanan bu fırsat iyi değerlendirilmelidir.
Sn. Başbakan bu ve benzeri beyanda bulunmaktan siyaseten de bir çekingenlik göstermemelidir. ��nanıyorum ki bir çok ilahiyat otoritesi ve halk tarafından da bu beyan ve siyasi tavır desteklenecektir.
İşte benim bir aydın hassasiyetiyle yapmak istediğim budur. Sn. başbakanının attığı adımın ötesine geçmek, desteklemek, ülkemizin ve insanımızın önünü açmaktır. Kim ki bu samimi arayışı özellikle din adına cevaplamaya ve karalamaya kalkarsa söyleyeceğim şudur ki kimse kendi saltanatını millete din diye satmasın. Ve milleti ve samimi inanan insanları Allah’la aldatmasın.
Bana göre 28 Şubat’ın asıl amacı 54. Hükümeti görevden uzaklaştırmaktır. İrticai tehdit ve bir kısım provakatif eylemler, hükümetin görevden uzaklaştırılması için bir araç olarak kullanılmıştır.
Benim rahatsızlığım yanlış din anlayışı ve uzun mücadelelerden sonra yakalanan iktidar imkanının duygularımıza yenik düşerek heba edilmiş olmasıdır.
Aklın ve mantığın yerini duyguların ve bana göre yanlış İslam anlayışının almış olmasıdır.
Aklı yalanlayanların İslamı yalanlamış olacakları gerçeğinin göz ardı edilmiş olmasıdır.
Saltanatı din diye kabul edenlerin saltanatına da Laiklik elden gidiyor, şeriat geliyor diyenlerin saltanatına da son vermeye ne dersiniz.
Marka Sinemis Yayınları
Boyut Normal Boy
Cilt Durumu Ciltsiz
Sayfa Sayısı 187
Yayın Evi Sinemis
Yayın Tarihi 2004
Yazar Necati Çelik
Diğer
Yurtdışına Satış Var
Stok kodu KSINEM028
28 Şubat ve İrtica Tehdidi Yorumları
Kapat Yorum Yayınlama Kriterlerimiz

Eğer bu ürünü satın aldıysanız ya da kullandıysanız diğer müşterilerimizi bilgilendirmek için ürünün performansı ya da özellikleri ile ilgili yorumlarınızı yazabilirsiniz.

Sitemizde yayına alınmakta olan tüm ürün yorumları, siz değerli müşterilerimizin ürün seçimlerini daha sağlıklı şekilde yapabilmelerini kolaylaştırmak amacıyla ekibimiz tarafından dikkatle incelenmekte olup, aşağıdaki kriterlere uygunsa yayınlanmaktadır. Yorumlarınızda ürüne ait eksi ya da artı özellikleri, kullanım esnasında yaşadığınız sorunları yazabilir, ürün hakkındaki memnuniyetinizi ya da memnuniyetsizliğinizi dile getirebilirsiniz.

Hakaret veya argo içeren yorumlar, fiyat bilgisi verilen, markaları kıyaslayan, tedarik ile ilgili sorunların belirtildiği, soru sorulan, link bilgisi verilen yorumlar onaylanmamaktadır.

Bu kriterlerin dışında kalan tüm yorumlar kısa süreli bir değerlendirme sürecinin ardından yayınlanmaktadır. Bu sebeple yorumların değerlendirilip yayınlanma süresi, gelen yorumların yoğunluğuna ve geliş sıralamasına göre değişkenlik gösterebilir.

Ürüne Özel Taksit Fırsatları

Taksit Tutarı Toplam Tutar

Önemli Not

Fiyat Satıcı Satıcı Kampanya Kargoya Veriliş Tarihi
% indirim
--
tarihinde stoklarda olacaktır.
--
Aşağıdaki kampanyalar, satıcısı olan ürünlerde geçerlidir.
BAŞA DÖN