Çini sanatı tarihi ve hakkında bilinmeyenler

Estetik ve güzellik gibi kaygıların yüzyıllardır aynı olduğunu kanıtlar nitelikteki çini sanatı, kültür ve tarihimizinin en güzide parçalarından biri. Fakat bu kadar kıymetli olan bir sanat ve kültür harmanı hakkında ne biliyoruz?

Türk sanat ve kültür tarihinin en önemlilerinden biri: Çini sanatı. İlk örneklerine Karahanlılar döneminde rastlanan bu kıymetli sanat, yüzyıllardır orijinal formunu koruyarak yeni nesillere aktarılmaya devam ediyor. Geleneksel özelliklerinin itinayla korunduğu çini sanatı, Türk Mimari Tarihi’nde de önemli bir yere sahip.

1000 yıllık tarih

Günümüze ulaşan en eski çini eserleri Karahanlılar dönemine ait. Bu da Çini sanatının en az 1000 yıllık bir tarihe sahip olduğunu kanıtlıyor.

Karahanlılar’ın ardından Anadolu Selçuklu ve Büyük Selçuklu dönemlerinde artarak kullanılmaya başlayan çini, Osmanlı Devleti’nin döneminin başlamasıyla birlikte Anadolu’nun dört bir yanına mimari eserlerle ve sanat eserleriyle sirayet etti. Hem Selçuklular döneminde hem de Osmanlı döneminde han, kervansaray, çeşme, cami gibi önemli eserlerin neredeyse tamamında kendine yer bulan çini sanatı aynı zamanda çok özel sanat eseri formlarıyla da sarayın mutfak ve diğer bölümlerinde kendine yer buldu.

2 tür: Kaşi ve Evani

Çini tabiri genelde tüm alt kollarıyla birlikte tek bir tanım olarak kullanılsa da bu sanat 2 alt kola bölünüyor. Çini sanatının erken zamanlarında ‘Kaşi’ olarak nitelendirilen ilk kol tam anlamıyla duvar çinilerini kapsıyor. Duvar sanatı olarak da karşılık bulan bu konu, yüzyıllar öncesinden günümüze uzanan tüm cami, medrese, çeşme gibi mimari eserlerde kendini gösteriyor.

Evani tanımı ise duvar çinilerinin dışında kalan tabak, bardak, çanak, vazo gibi hem günlük kullanım amacıyla üretilmiş hem de süs için kullanılabilen eserleri kapsıyor. Bu tarz eserlerin Osmanlı ve Selçuklu dönemlerinde saray mutfaklarında yer bulduğu, birçok padişahın da bizzat bu sanatla ilgilendiği biliniyor.

 

Çini eşittir İznik!

Anadolu’da kurulan devletler için çoğunlukla önemli bir merkez olan İznik, çini sanatının hem doğumu hem de altın çağını yaşaması konusunda büyük bir öneme sahip. 14. yüzyılda İznik’te ve Bursa’da yapılan birçok önemli mimari eserde en iyi örnekleri ile karşımıza çıkan çini, gelişimini takip eden yüzyılda büyük ölçüde tamamlayıp 16. yüzyılda altın dönemini yaşamıştır.

Osmanlı’nın ard arda kazandığı savaşlar ve büyüyen hazinesinin ülkeye getirdiği refah, tüm sanat kollarında gelişimi tetiklemekle birlikte çini sanatının da zirve noktasına ulaşması için gereken ortamı hazırlamıştır. Bugün halihazırda Sultanahmed Camii, Süleymaniye Camii, Çinili Köşk gibi birçok önemli eser, çini tarihinin zirve yaptığı yıllarda üretilen eserlerle donatılmıştır.

Günümüzde kolayca uygulanabilen çini sanatı, artık seramik karolar şeklinde kolayca karşımıza çıkıyor. Bu malzemeleri kullanarak ister mutfak ister salonda duvarlarınıza estetik katmanın mümkün. Armada Kütahya Cami Çinisi Karo, çini sanatının en klasik desenlerinden biriyle bu görev için hazır.

İznik’te başlayan altın çağın yarattığı akım, hemen arkasından Kütahya’yı da bir çini şehrine dönüştürür. İstanbul’un çini ihtiyacını karşılamak için Kütahya’da kurulan atölyeler, bugün üretim yapan tesislerin de temelini atar. Osmanlı’nın gerileme dönemi ile birlikte İznik’ten silinme noktasına çini sanatı, takip eden yıllarda bayrağı Kütahya’ya devreder.

Nasıl yapılır?

Tamamen el işçiliği ile üretilen çini, temelde belirli maddelerin karıştırılması, hamur haline getirilmesi ve pişirilmesi ile fiziksel şeklini alır. Takib eden süreçte ise uzun ve meşakkatli bir boyama sürecine maruz kalan çiniler, sanatçının dünyasından izler taşır.

Çini yapımı için tebeşir, kum ve kaolen kullanılır. Belirli oranlarla karıştırılan bu malzemeler, bir hamur şeklini alır ve kurutulup astarlanır. Bu işlem sonrasında beyaz bir gövdeye kavuşan çini, yüksek derecelerde pişirilir. Pişirme işlemini takiben zımparalama yapılır ve temiz yüzey üzerinde kara kalem kullanılarak daha sonra renklendirilecek olan zemin taslağı oluşturulur.

Oluşturulan taslakta önce kontur ve kenar işlemleri siyah boyalarla tamamlanır, ardından ise iç bölümler turkuaz, mavi, kırmızı ve yeşil gibi çini sanatının temsil eden renklerle boyanır. Bu işlemin sonunda boyanan alanlarının üstünü kaplayacak ve parlak görünüm kazandıracak ince ve şeffaf bir tabaka komple eserin üzerine kaplanır ve pişirme aşamaları ile çini eseri meydana gelir.

Sıraltı, sırtüstü, minai, lüster ve lacvardina isimli 5 farklı teknikle üretilen çiniler, sanatçının isteğine ve ihtiyaca göre renk, parlaklık ve görünüm itibariyle birbirinden ayrılır. Sanatçılar üretmek istediği eserin özelliklerine bağlı olarak bu yöntemlerden birini kullanır.

Üretim aşamasında uzun el işçiliği ve zahmetli süreç çini eserlerinin özelliklerine göre yer yer sanat eseri muamelesi görmesi demek. Örneğin E38 Çini Tabak gibi bir eser uzun yıllar özenle korunmayı ve vitrinde sergilenmeyi hak ediyor.

Çini halen hem evinizi süsleyen aksesuarlarda, hem yemek takımlarında hem de mimari konularda kendine yer buluyor. Vazolardan duvar seramiklerine, bardaklardan sürahilere kadar geniş bir alana yayılan çini eserlerine evinizde yer vermek mümkün. Bu konuda yardım lazımsa çini desenli aksesuarlardan bahsettiğimiz keşfet içeriğimiz işinize yarayabilir.