
Tarihi Yarımada’da Bir Gün
Öyle bir şehir ki İstanbul, asırlardır herkesin gözü üzerinde… Gelen, hayran oluyor. Gezi planı yapması ise zor; çünkü, İstanbul, görülmeye değer çok fazla güzelliğe sahip. Yine de tarihi yarımadası, imparatorluk başkentinin merkezini oluşturuyor ve popülerliğini hâlâ koruyor. Başlangıç için başarılı bir tercih oluyor. Hâl böyleyken sizin için bir rota hazırladık! Notlarınızı alıp yola çıkmaya hazırlanın.
Milattan Önceye Uzanan Tarih

Kaynak: Atlas Dergisi
MÖ 638 yılında kurulan İstanbul’un merkezini oluşturan bölge olan tarihi yarımada, günümüze dek odak noktası olma özelliğini korudu. Antik Yunan kolonisi olarak hayatına başlayan şehir; Roma, Bizans ve Osmanlı imparatorluklarının başkentliğini yaptı. Bu sürelerde de şehir merkezi, hep aynı üçgen içerisinde yer aldı. Haliç; Boğaziçi ve Marmara ile üç tarafının denizlerle çevrili oluşu, tarihi yarımadaya stratejik bir önem de kazandırdı; çünkü, Asya ve Avrupa kıtalarını bağlamasının yanı sıra Karadeniz’den açık denizlere açılan bir kapı görevi de görüyor. Özetle tarihte İstanbul olarak bilinen ilk yer, tam olarak tarihi yarımadadan oluşuyor. Tüm şehir, bu yarımadanın etrafına kuruluyor; genişliyor.
Tarihi Yarımadaya Nasıl Ulaşılır?

Şu an Fatih Belediyesi sınırları içinde kalan bölge, aynı zamanda İstanbul’un en turistik yerlerinden biri. Ulaşım konusunda Sultanahmet’e yakınlaştıkça araçla ilerlemeniz çok zorlaşacak. Bu nedenle toplu taşıma, en mantıklı çözüm olacaktır. Levent tarafından ulaşmak isteyenler içinse en iyi çözüm, metro ve tramvay. Asya yakasından ise vapur, en pratik seçenek olacaktır.
Tarihe tanıklık ederek yürüyeceğiniz caddelerin her biri, arkasında kendine has bir hikâyeye sahip!
Eminönü İlk Durak

Türkiye’de ticaretin kalbinin de attığı yer olan Eminönü’nde tarihi çarşıları dolaşırken, her ihtiyacınıza hitap eden dükkânlarla, hanlarla karşılaşmanız, mümkün. Tahtakale’ye doğru ilerlerken karşınıza çıkacak ilk durak, Mısır Çarşısı olacak. Ömrünüzde bu kadar güzel baharat kokularıyla tanışmamış olduğunuzu fark edeceksiniz. Tarihi çizgileri, sizi alışverişten çok öte bir duyguya sürüklerken, Mısır Çarşısı ve Kapalı Çarşı’yı birbirine bağlayan Mahmut Paşa Çarşısı, upuzun tarihi bir cadde. Eminönü’nden Beyazıt’a uzanan bu yolun sonunda Kapalı Çarşı’ya vardığınızda gümüşler, altınlar karşılayacak sizi. Pek çok dilin bir arada konuşulduğu dükkânlar ve güler yüzlü esnaf, gününüzü şenlendirecek.
Kapalı Çarşı’dan Daha Fazlası

Eski kitap kokusunu sevenlerdenseniz mutlaka Sahaflar Çarşısı’na uğramak isteyeceksiniz. Beyazıt Meydanı’nda bulunan çarşı, sayısız kitap dükkânı, ikinci el kitaplar, antika ürün satan mağazalar barındırıyor. Yine aynı bölgede bulunan Beyazıt Camii, 1505 yılında Sultan II.Beyazıt tarafından yaptırılmış ve İstanbul’un en önemli camilerinden biri. Beyazıt Kulesi ise akşam olduğunda hava durumunu belirten ışıklarıyla ünlü. Bölgede Türk Hat Sanatları Müzesi de yer alıyor ve müze, II. Beyazıt Külliyesi’ne ait olan Beyazıt Medresesi içinde bulunuyor.
Topkapı Sarayı ve Ayasofya Müzesi

İstanbul’un en çok ziyaret edilen turistik yerlerinden biri olan Topkapı Sarayı, 15. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Osmanlı padişahlarına ev sahipliği yaptı. Neredeyse 400 yıldır ayakta duran Topkapı Sarayı, Doğu kültürünün de canlı bir temsilcisi. İçinde bir de müzeyi bulunduran yapı, dünyanın en iyi Çin porselenlerinden padişah kıyafetlerine kadar zengin koleksiyonu ile oldukça dikkat çekici. İstanbul Arkeoloji Müzesi, Topkapı Sarayı’nın bir parçası olarak Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Çinili Köşk’ün bahçesine Sultan II.Abdülhamit döneminde yerleştirilmiş. Saray bahçesinde bulunan Çinili Köşk ise Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan ilk eser olma özelliğini taşıyor. Sarayın girişinde bulunan Sultan 3. Ahmet Çeşmesi ise Barok tarzı büyüleyici mimarisiyle bahçenin önemli tarihi eserleri arasındadır. Bizans İmparatoru tarafından kilise olarak yaptırılan Ayasofya ise İstanbul’un fethi sonrasında sultan 2. Mehmet tarafından camiye çevrilmiş. Günümüzde müze olarak hizmet veren Ayasofya, dünyanın sekizinci harikası olarak da anılıyor.
Yerebatan Sarnıcı

Son yıllarda Dan Brown’un Cehennem kitabından uyarlanan filmde neredeyse başrolü üstlenerek adından çokça söz ettiren Yerebatan Sarnıcı, Divan Yolu üzerinde yer alıyor. Bizans ve Roma dönemlerinde bölge sakinlerinin su ihtiyacını karşılamak için yapılan sarnıç, günümüze gelindiğinde dilek gölü olarak kullanılıyor. Büyüleyici atmosferi ve muhteşem akustiği ile ziyaretçileri kendine hayran bırakan sarnıç, kültürel etkinliklerin de başlıca adresi. Yürüme yollarının sonunda yer alan sütuna işlenmiş medusa başı kabartması da son derece dikkat çekici ve görülmeye değer.
Camiden Semte: Süleymaniye

Adını Kanuni Sultan Süleyman tarafından 16. yüzyılda Mimar Sinan’a yaptırılan Süleymaniye Camii’nden alan semtin en önemli özelliği, bu caminin yanında dev bir külliyeye de ev sahipliği yapması. Süleymaniye Camii’ni gezdikten sonra çok yakınındaki bir diğer Mimar Sinan eseri Şehzade Camii’ni de es geçmemelisiniz. Ardından komşu semt Vefa’ya uğrayın. Tarihi Bizans kiliselerinin bulunduğu Vefa semti, şarkılara konu olduğu üzere, bozasıyla da meşhur. Kiliseler ise Osmanlı döneminde camiye dönüştürülmüş; ancak, hâlâ varlıklarını sürdürüyorlar. Bölgenin bir diğer uğrak noktası ise Unkapanı. Dördüncü yüzyılda Romalılar tarafından yaptırılan su kemerlerinin kalıntılarını hâlâ görmek mümkün. Bozboğan Kemeri olarak anılan bu su kemeri, aynı zamanda İstanbul’a su taşımak için inşa edilen dev bir sistemin günümüze kalan son parçası. Unkapanı’nın bir diğer özelliği ise tarihi yarımadayı ikiye bölen caddenin üzerinde olması.
Bir günün asla yeterli olmayacağı; doya doya gezseniz bile tadı damağınızda kalacak bir yerleşim, tarihi yarımada. Adından en çok söz edilen ve yolunuz düştüğünde mutlaka ama mutlaka görmeniz gereken yerleri listeledik sizler için. Daha detaylı bir tur planı çıkarmak isterseniz Hepsiburada kitapları üzerinden bir araştırma yapabilirsiniz.