ÜST
büyükada

Büyükada’da mutlaka görmeniz gereken 5 yer

Prens adalarının en büyüğü Büyükada her mevsimde güzel. Hatta kış ve ilk bahar mevsimlerinde turist kafileleri henüz akın etmeden Büyükada’nın tadını çıkartıp yeni yerler keşfedebilirsiniz.

İstanbul’dan keyifli bir vapur yolculuğu ile bir saat uzaklıktaki bu cennet gibi yerde mutlaka görmeniz gerekenleri sizler için sıraladık.

Büyükada sahil, çarşı ve sokaklar

büyükada

Vapurdan iner inmez sizi mis gibi ada kokusu karşılayacak. Faytonların kaldırılması ve elektrikli araçlara geçişle beraber Büyükada’nın havası daha da temizlenmiş. Adayı keşfetmek için meydandan kıvrımlı sokaklara doğru küçük bir yürüyüş yapmak en ideali. Her köşe başında sizi bambaşka güzellikte evler ve o evlerle yarışır derecede güzel sokak kedileri karşılayacak.

Büyükada meydanında gezerken adanın en eski pastanelerinden biri olan Büyükada Pastanesi’ne uğramayı unutmayın. Saat meydanından sola döndüğünüzde pastaneyi göreceksiniz. Lokumlu bisküvisi, ayçöreği, palmiye tatlısı ve bin bir çeşit lezzetiyle Büyükada Pastanesi aklınızı başından alacak.

Ada sokaklarını isterseniz yürüyerek isterseniz elektrikli otobüsle gezebilirsiniz. Otobüse binmek için İstanbul kartınızı kullanabilirsiniz.

Aya Yorgi Kilisesi ve Yücetepe Kır Lokantası

Büyükada’nın göğe yakın noktalarından birinde, 204 metre yükseklikte Aya Yorgi Kilisesi, nam-ı diğer Agios Georgios Rum Ortodoks Manastırı 1751’de yapılmış. Adını M.S. 3. yüzyılda Hıristiyan inancından dolayı öldürülen Kapadokyalı Aziz Georgios’tan (Aya Yorgos-Aya Yorgi) alan bu iki katlı, kiremit örtülü küçük yapı günümüzde “Eski Kilise” diye biliniyor.

Tarihi çan kulesinin arkasındaki kesme taştan bölüm yeni Aya Yorgi Kilisesi. 1905’te yapılan ve 1909’da kullanıma açılan mekân, Ortodoks kilisesinin otoritesi sayılan başpiskoposluğun, Türkiye’de kabul ettiği manastır olma özelliğini taşıması bakımından önemli. Her yıl 23 Nisan ve 24 Eylül’de burası ziyaretçilerin akınına uğruyor zira Kilise, Efes’teki Meryem Ana’nın Evi ile birlikte Hıristiyanlar tarafından Türkiye’deki iki hac noktasından biri kabul ediliyor. Tüm dinlerden insanlar Kilise içerisinde edilen duaların kabul olacağına inanıyor.

Aya Yorgi Kilisesi’ne yürüyerek (baya dik bir yokuşu tırmanarak) ya da bisikletle veya otobüsle gidebilirsiniz. Hazır yolunuz oralara uzanmışken Kilise’nin hemen yakınındaki Yücetepe Kır Lokantası’nda soluklanabilirsiniz. Büyükada’daki harika manzaranın keyfini süreceğiniz bu mekân, 1978’de kurulan tahta masa ve sandalyeleri ile samimi bir aile işletmesi. Zamanınız varsa enfes yemeklerin tadına bakmadan dönmeyin.

Adalar Müzesi

İstanbul’un ilk çağdaş kent müzesi olan Adalar Müzesi, Büyükada’nın en meşhur müzelerinden biri. Müzenin içerisinde; adaların oluşumundan günümüze kadar gelen hikayesini ve tarihini anlatan 20 bin belge, 6 bin fotoğraf ve daha birçok koleksiyon parçası yer alıyor.

Müze, Büyükada tarihini öğrenmek, adayı yakından tanımak için ideal. Açık ya da cam vitrin içerisinde sergilenen eserler fazlasıyla dikkat çekiyor. Müzedeki video gösterimlerinden, adaların tarihi ve jeolojik yolculuğuna çıkacak ve adalar hakkındaki her detayı öğreneceksiniz.

Büyükada tarihine meraklı iseniz adaya gitmeden önce Sel Yayıncılık tarafından basılan Prinkipo’dan Büyükada’ya adlı kitabı okumanızı öneririz. Kitap ilk yerleşimlerin kurulmasından bu yana Büyükada’nın yaşadığı değişimleri belge ve tanıklıklarla anlatıyor.

Adanın merkezine yarım saatlik bir yürüyüş mesafesinde yer alan Adalar Müzesi’ne, ister yürüyerek ister bisikletle gidebilirsiniz. Müzenin önünde bisiklet kiralayanlar için park noktaları da yer alıyor. Müzeye, Müze Kart kullanarak girmek mümkün.

Troçki Evi

Kızıl Ordu’nun komutanı, Rus ve Bolşevik tarihinin önde gelen isimlerinden biri olan Lev Troçki’nin sürgün edildikten sonra yaşadığı bu ev Troçki’nin Evi olarak biliniyor. Önce Kazakistan, sonra İstanbul’a gönderilen Troçki’nin sürgündeki yılları en verimli dönemi olarak kabul ediliyor.

büyükada

Troçki’nin, İhanete Uğrayan Devrim, Sürekli Devrim, Sanat ve Edebiyat gibi yapıtlarını burada yaşarken yazdığı biliniyor.

Troçki’nin Evi şu anda metruk bir yapıya dönüşmüş durumda. Yıkık duvarları ve bahçede büyüyen yabani hayat ile post-apokaliptik bu yapıyı mutlaka görmelisiniz.

Splendid Palas

Büyükada denince mutlaka gidilesi mekanlardan biri Splendid Palas. Vapurla Büyükada’ya yaklaştığınızda kırmızı panjurları ve gösterişli çatısıyla dikkatinizi çekmemesi mümkün değil.

Günümüzde otel olarak kullanılan Splendid Palace, 1908 yılında Kazım Paşa öncülüğünde Avrupa gezileri sırasında gördüğü oteller örnek alınarak inşa edilmiş. Yıllar boyunca geçici hastane, karargah ve daha pek çok farklı amaçlarla kullanılan bu tarihi yapı, Mustafa Kemal Atatürk’ün meşhur vals fotoğrafının çekildiği otel olarak da biliniyor.

1930’larin balolarını hala hayal edebileceğiniz otelde çeşitli organizasyonlar da düzenleniyor. Otelin restoranında gün batımına karşı akşam yemeğinizi yiyebilir, pastanesinde en güzel tatlıların keyfini sürebilirsiniz. Otelin havuzu ve havuz başı restoranı günübirlik ziyaretçilere de açık.

büyükada

Splendid Palas’ın adı Orhan Pamuk’un son romanı Veba Geceleri’nde de sıklıkla geçiyor. Kurgu bir roman olan Veba Geceleri’nde Pamuk veba salgınına yakalanan bir adayı oldukça iyi tasvirlerle, olabilecek en gerçekçi şekilde dile getiriyor.