Aldous Huxley 1894 yılında İngiltere’de Godalming isimli tarihi bir kasabada dünyaya geldi. Ailesi entelektüel çevrenin önde gelenlerinden olduğu için, müzik, edebiyat ve sanat dünyasına dahil olması fazla uzun sürmedi ancak bilime karşı da güçlü bir tutkusu vardı. Bu ilgisi kuşkusuz dedesinden kaynaklanıyordu. Ünlü bir biyolog olan dedesi aynı zamanda Charles Darwin’in Evrim Teorisi’nin de en büyük destekçilerinden biriydi. Henüz yalnızca 16 yaşında genç ve parlak bir öğrenciyken geçirdiği ciddi bir hastalık nedeniyle kısmen kör kalan Huxley, kariyer hayatına, biyolog olan kardeşlerinin aksine, şair olan annesinin izinden giderek edebiyat ile devam etme kararı aldı. Daha sonra görüşü büyük oranda düzelen Huxley, bilim sahnesine geri dönmeyi düşünmedi. 1916 yılında Oxford Üniversitesi’nin Balliol Koleji’nden mezun oldu ve ilk şiir kitabını yayınlattı. 5 yıl sonra, çıkış kitabı Krom Sarısı ile adını duyurdu ve başarılı uzun bir yazarlık kariyerinin kapılarını araladı.

Aldous Huxley kitapları arasında belki de en ünlü olanı Cesur Yeni Dünya 1932 yılında yayınlandı. Genetik mühendisliği sayesinde yapay rahim makinelerinden, tüm genetik özellikleri, kariyeri ve sınıfı önceden belirlenen bebeklerin ve yetişkinliklerinin anlatıldığı kitap, zamanının ötesinde edebi bir hazine olarak nitelendirilip tüm dünyada büyük yankı uyandırdı. Cesur Yeni Dünya, basıldığı dönemin ve bilim-kurgu türünün en önemli romanlarından biri olarak nitelendirilirken, Aldous Huxley’yi ise yüzyılın en iyi yazarları arasına soktu.

Savaş huzursuzluğu ve Avrupa’daki çalkantılı politik iklim nedeniyle Los Angeles’e taşınan Huxley, burada senaryo yazarlığına soyundu. Yazarlık günlerinde hayal bile edemeyeceği kazançlar elde eden Huxley, rahat bir yaşam yaşamaya başlamanın yanında Gurur ve Önyargu(1940), Jane Eyre (1943) ve Madame Curie (1943) gibi dönemin en önemli filmlerinin senaryolaştırılmalarına katkıda bulundu.

Hollywood çevresine dahil olarak edindiği yüksek gelir ve rahat hayatın tadını çıkarırken yazarlığa da devam eden Huxley, bu dönemde birçok dergi ve gazete için çalışmanın yanında ardı ardına başarılı romanlar da yayınlamayı ihmal etmedi. Geri kalan zamanında Doğu dinlerini araştıran Huxley, The Doors grubu ve özellikle Jim Morrison'a önemli bir ilham kaynağı oldu.

1963 yılında aynı annesi gibi kanser teşhisiyle sarsılan Huxley, içine kapandı ve kendini daha çok ruhani dünyasını keşfetmeye ve Ada kitabını yazmaya adadı. Ada, birçokları tarafından Cesur Yeni Dünya’nın devam kitabı olarak görülse ve bir ütopya olarak nitelendirilse de aslında ironik bir karamsarlığın cennet fantezisiyle perdelendiği, karanlık ve pesimist bir politik romandı. 1962 yılında yayınlanan Ada, Cesur Yeni Dünya kadar ün elde edemese de edebiyat, felsefe, politika, ruhaniyet ve sosyoloji konularıyla ilgilenen birçok insan için kaynak kitap mertebesine ulaşmayı başardı.

Ada kitabını yayınladıktan bir sene sonra 1963 yılında, 69 yaşındayken öldüğünde yanında sevgili eşi Laura bulunmaktaydı. Edebiyat dünyasındaki tartışılmaz yerine rağmen, ölümü fazla ilgi çekmedi çünkü aynı gün eski ABD başkanı John F. Kenedy suikaste uğrayıp öldürülmüştü. Aldous Huxley’nin eserleriyle geride bıraktığı birçok fikir, inceleme ve simge hala tartışılırken, yaşarken yazdığı ve birçoğu yüzyılın en önemlileri arasında sayılan 50 kitap, sayısız eleştiri ve makale, drama, senaryo ve şiir ile okuyucu kitlesini günümüzde bile kaybetmedi. 

Dilimize çevrilen Armut Çiçeği Köyü'nün Kargaları, Cesur Yeni Dünya, Ada, Kadim Felsefe, Edebiyat ve Bilim, Algı Kapıları: Cennet ve Cehennem ve Ses Sese Karşı ve daha bir çok kitaba ek olarak, orijinal dilinde Chrome Yellow en çok satan kitaplar arasındadır. 

ARA
Giriş Yap
0Sepetim

Aldous Huxley

Bu Kategori Yayında Değil.
Aşağıdaki ürünler ilginizi çekebilir.
Başa dön